Fatih’in Son Seferi

25 Nis

fatih_sultan_mehmet11481 yılındayız…

Fethi Mübîn’den (İstanbul’un fethinden) sonra 28 yıl geçmiştir…

28 yıl içinde Fâtih Sultan Mehmed’in yaptırdığı 208 camide ve İmparatorluğun diğer bütün camilerinde dua edilmektedir…

Çünkü, Sultan oğlu Sultan oğlu Sultan, Fetihler babası Gazi Muhammed Hân hazretleri ve Muhteşem Osmanlı Ordusu, sefere çıkmak üzeredir. Donanma-yı Hümâyûn, daha önce yelken açmış, Ege denizinde Ferman beklemektedir…

Fâtih ve “yerlerin taşıyamadığı” Ordusu, hareket için sabırsızlanmaktadır…

25 Nisan 1481 günü, cihanın en büyük imparatoru ve mâiyeti, Topkapı Sarayı’ndan ayrıldılar.

Saltanat kayıklarıyla boğazı geçtiler… Duâlı Üsküdar’a çıktılar… Müslüman-Türk Üsküdarlılar kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar tamamı yollardaydı… Yüce Peygamberimiz’in methine lâyık olmuş, bu en büyük hükümdârlarını, bir kerecik daha görebilmek için yarışıyorlardı.

Hazreti Fâtih, çok ciddi bir Devlet adamı idi. Güldüğü pek görülmezdi. Ama bu Üsküdarlı vefakâr dindaşlarının sevgisi, onu da duygulandırdı. Hepsine ayrı ayrı tebessüm etti. Allah’a hamd etti. Dua etti ve veda etti.

Sonra, vakit geçirmeden Ordugâh’a yetişti.

“Sultan Çayırı” Kartal Maltepe’si ile Gebze arasındadır. Osmanlı Ordusunun büyük birlikleri burada toplanmıştı.

Eski Çağı kapayıp, Yeni Çağları açan Fâtih Sultan, Otağı Hümayûn’a (Padişah çadırına) girdi.

Otağ önüne, Harp Tuğları dikilmişti…

Tabihâne-i Şahane (Büyük Mehter takımı) harp kösünü dövüyor, cenk havaları ortalığı inletiyordu.

“Sefer niyeti nereye?”

Her yüreğin titreyerek merak ettiği bu suâlin cevabını Allah’tan başka, ancak Allah’ın Kulu Mehmed biliyordu.

“Niyetimi, sakalımın tek teli öğrense idi, bütün sakalımı kökünden kazıtırdım…” diyen Fâtih Mehmed.

Nereye? Allah ve Resûlü’nün yolundan hiç ayrılmayan bu başbuğ ve bu ordu nereye gidiyordu?

Bu suâlin cevâbını en çok araştıranlar da gâyet tabiî düşmanlardı. Bilhassa Papalık, Venedik, Avusturya, Fransız ve İtalyan casusları çalışıyorlardı. Mısır’daki Memlûklar da, bu niyeti öğrenmek için her fedakârlığa hazırdılar.

Aslında dünyanın en mükemmel câsus teşkilatını, Fâtih kurmuştu. Avrupa’nın her meclisine ve her sarayına Osmanlı-Türk çaşıtları (casusları), kendi evleri gibi girip çıkıyorlardı. Der Saâdet’e (İstanbul’a) günü gününe haber yetiştirilirdi. O kadar ki, kâfir casusları bile, Osmanlıların emrinde idiler.

Bu sebeple seferin Avrupa’ya mı, Asya’ya mı, yoksa Afrika’ya mı olduğu anlaşılamıyordu.

Zaten o sıralarda Gedik Ahmet Paşa ve askerleri, İtalya’nın topuğuna çıkmışlardı. Gaziler Otranto şehrini anında işgal ettiler. Burası Napoli Krallığına aitti. Fakat Türklerin asıl düşmanı Venedik idi. Venedikliler de, Napoli ile harp halinde olduğu için, Osmanlı işgaline ses çıkaramadılar. Ama Otranto Boğazı, Türkler tarafından kapatılınca, Akdeniz’e çıkmaları mümkün değildi. Denizci bir devlet olan Venedik için, bu durum ölüm sayılırdı.

Bir yanda Avrupa çizmesi işgal edilirken, öbür yanda asıl büyük Osmanlı ordusu yola çıkmak üzereydi. Bu seferin İtalya üzerine olmadığını hiç kimse garanti edemezdi. Esâsen casus haberleri de çok tezatlı (çelişkili) geliyordu. Bu sebeple Papalık, Venedik ve diğer bütün İtalyan devletçikleri huzursuz idiler.

Mısırdaki Memlûk İmparatorluğu ise, daha rahat durumda değildi!…

Adana ve bütün Sûriye topraklarını kaplayan Memlûklular, Osmanlı İmparatorluğundan sonra dünyanın ikinci büyük devleti idiler. Maraş (Dülkadiroğlu) toprakları, bu iki büyük devletin mücadele sahâsı olmuştu… Ekseriya Osmanlı taraftarı bir bey, Dülkadiroğlu, tahtında otururdu. Ancak Osmanlılar, Avrupa’ya sefer ettiği zaman, Memlûk taraftarları faaliyete ve tahta geçebiliyorlardı!

Koca Fâtih, 1479 yılında Memlûk Sultanı Kayıtbay’a, bir Nâme-i Şahane (Mektup) yollamıştı. Şunları yazıyordu:

“Ey Nil’in ve Mısır’ın ve Şam’ın ve Haleb’in ve Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere ve Hicâz’ın emîri ve emânetçisi Sultan KAYITBAY.

Bilesin ki, cümlemiz Allah’ın kulu ve Resulü Zişân’ın (Şanı yüce Peygamberimizin) ümmeti olmakla müftehiriz (iftihar ederiz)…

Velâkin Allah ve Rasulûllah yolunda sebkeden (vukû bulan) hatâlarımızı ikaz etmek, cümlemizin boynumuza vâciptir…

Duyduk ki, Hicaz yollarında ve memâlik-i Mukaddese’de (Mekke ve Medîne’de) Hüccâc-ı Kirâm (kıymetli hacılar) bîbab, bizar ve müştekî (halsiz ve şikayetçi) imişler…

İmdi!Ol Belde-i Tayyibe’nin (o güzel memleketin) cümle su yollarını îmâr ve tâmir içün; tîz günde ol Mübarek canîbe (tarafa) SEFER niyetimiz olduğunu beyan ile…”

İşte bu mektuptan sonra Kayıtbay da pek kuşkulu idi…

Üstelik bu kartal bakışlı, kartal burunlu Fâtih, Ordugâhını Anadolu topraklarına kurmuştu. Şayet sefer niyeti Avrupaya olsa idi, bütün Sipahileri ve Yeniçerileri ve Azep piyadelerini ve Humbaracıları ve Topçuları ve Ordunun bütün ağırlıklarını, niçin Sultan Çayırı’na geçirsindi?

Gerçi onun gibi dâhi bir cihangir, her şeyi yapabilirdi.

Düşmanlarını şaşırtmak için Asya’ya geçip, Avrupa’yı vurabilir veya Afrika’ya inebilirdi. Çünkü O, sultanların sultanı dedelerinden:

Osman Gâzî’nin îmânını,
Orhan Gâzî’nin hizmet aşkını,
Muradı Hüdâvendigâr’ın dindarlığını,
Yıldırım Bâyezid’in sür’atini ve cür’etini,
Çelebi Sultan Mehmed’in tedbir ve büyük devlet adamlığını,
Babası, Koca Murad’ın ferâgat ve mücâdele azmini mîras almıştı.

Fakat dünyanın gördüğü bu en büyük FÂTİH, cihat (Allah rızası için savaş) üzere iken, hastalandı… Şiddetli sancılar içinde idi. Daha önce geçirdiği veya şikayetçi olduğu hiçbir hastalığı yoktu!

3 Mayıs 1481 Perşembe günü, ikindi ezanları okunurken vefât etti. Dudaklarında Kelime-i Şehâdet, kulaklarında Yâsin-i Şerîf sesleri ile… Sefer halinde iken… Demek ki seferi, Cennet’e idi!

Evet Koca FÂTİH ölmüştü…

Daha doğrusu şehît edilmişti… Çünkü Venedikliler, bu seferin kati olarak İtalya üzerine olduğunu zannediyorlardı. Bu sebeple, sultanın özel doktorlarından Yakup Paşa’yı iknâ ettiler! Venedikli bir yahudi dönmesi olan Yakup Paşa’nın, asıl adı Jakop Maestro idi. Muvaffak olduğu taktirde Venedik, kendisine 2,5 milyarlık Duka Altını vermeyi vaâd etmişti.

Cennetmekân Fâtih hazretleri, Üsküdar’a geçtiği gün 25 Nîsan’da zehirlenmeye başlamıştır. Sonra da, sanki tedâvî ediliyormuş gibi, zehir verilmeye devam olunmuştur. Hileli suikastı fark eden müslüman tabipler, Sadrazam Karaman Mehmed Paşa’ya haber verdiler.

Ne yazık ki, çok geç kalınmıştı. Dönme Jakop, oracıkta Yeniçeriler tarafından parçalandı. Milyarlar yerine, cehenneme kavuştu.

Bu şerefsiz zaferleri (!) üzerine Venedik Büyük Elçisi, Papa’ya “müjde haberi” yolladı. Özel kurye ile gönderilen mektupta, tek cümle yazılı idi:

“BÜYÜK KARTAL ÖLDÜ!”

Korkulu kâbuslarından kurtulan Papa, emirler verdi. 3 gün 3 gece bütün Avrupa Kiliselerinde, sevinç çanları çaldırdı.

İslâm ve Türk düşmanları, çıldırmış gibi bayram yaptılar.

Fakat Kartal Yavruları yaşadılar…

Allah’ın izni ve yardımı ile Avrupa’nın, Asya’nın, Afrika’nın ve bütün kâfirlerin tepesinde asırlarca uçtular… Uçacaklar!

Benzer Yazılar

Fatih’in Son Seferi için 3 Yorum Var.

  1. Conqueror 25. Nis, 2009 at 16:16 #

    Ellerinize sağlık güzel bir yazı…

  2. Raşit DEMİREL 27. Nis, 2009 at 13:39 #

    eyw her zaman :)

  3. El-Fatih 02. Kas, 2009 at 10:26 #

    “Ben böyle bir halkla değil istanbulu dünyayı dahi feth ederim”

Yorum Gönder